Ekrem ARPAK

Ekrem ARPAK


NENNİ DE ANE NENNİ!

07 Temmuz 2020 - 04:44

Tarlaların kıyısında kurulan derme çatma çadırlarda gecelerin güneşe vurması sancılı doğum gibi inletir adamı!

Şafak sökmeden uyanırdı annem. Çiğ düşerken pamuk tarlalarına. Günün ağır işçiliğine dayanmak için çalı çırpı ateşinde tencerede pişecek bulgurun ateşini harlar, varsa biraz patlıcan, domates kızartır sefer tasına koyardı.

Kahvaltıda iki zeytin, biraz peynir ve ateşte demlenmiş katran karası demli kaçak çay...

Ne zaman yapmur yağsa göle dönerdi çadırın içi. Su yok! Elektirik yok! Tuvalet yok!

İnsan olmanın gerektirdiği bütün yokların ortasında 6 evladına kol kanat geren Amazon kadını bir anneden başka hiç bir şeyimiz yokken uyanırdık mevsimlik işçi sabahlarına...

Hayvan sürüsü gibi bin traktör kasasına haydi tarlaya...

Pamuk işçileri iyi bilirler. Uzun olur hatları! Hat dediysem eski GTH Bakanımızın bilmezlikten dolmuş hattı sandığından değil. Sıralı pamuk hattı yani. Sağlı sollu ve salkım saçak diz boyu pamuk çalıları arasında iki büklüm olur adam.

Önünde peştemali hep en önde giderdi annem. En çok pamuğu o toplardı. Çünkü en iyi o bilirdi bakkal borcunu, kira derdini ve derin yoksulluğa rağmen okula gönderdiği 6 evladının eksiklerini!

Aynı önlüğü sırayla giymemize içten içe ağlar ama bir türkü ikinci önlüğü alacak kadar pamuk toplayamazdık!

Birde kuru toprağı yumruklar gibi dövdüğümüz çapa işçiliğimiz vardı bizim. Ayrık otları çapa ile söküp atmak için kızgın güneş altında üç kuruşa ha baba de baba toprağı dövdüğümüz.

Bir öğle vakti çapanın keskin yüzü sol ayağına geldi annemin. Ayak başparmağı kopacak gibiydi ve kemiği görünüyordu. Hani şimdi olsa ambulanslarla hastaneye götürülür, ameliyata alınır ve günlerce yatardı. Aslında o zamanda o kadar ağır yaralıydı anam. Lakin o ayağıyla birlikte yırtılan lastik ayakkabılarını bir iple sarıp çalışmaya devam etti!

Geceleri çadırın dışına çıkar, yarasına tek başına inlerdi. Evlatları ağrısının iniltilerini duymasın deyi...

YASSINA KURBAN OLDUĞUM!

Birgün olsun fistanında renkli desenler görmedim! Koyu karanlık bir hüzün vardı gözlerinde. Bayram sabahları bile yarım yamalak bir gülümseme... 

Ve Karacadağın kara taşları, çorak topraklarına benzerdi hep giydikleri... Karacadağ gibi karaydı gülüşleri! 

Ne garip, Karacadağ da kara çadırların önünde beriye duran kadınların giydikleri, hayata, yoksulluğa meydan okur gibi gökkuşağı kadar renklilerdi. 

Sırtlarında bebeler, önlerinde koyunlar, kızgın güneşe meydan okurlardı alınlarından düşen terlerle beraber.

Evet, annemin fistanında renkli desenler görmek kısmet olmadı. Çünkü yüreğinde hep bir ekmek kavgası ve dinmeyen bir sevdanın yassı! 

Çok sonra anladım Hore annemin neden hep karaya çalan renkler içinde durduğunu. Çünkü babam yoktu! 

Büyüklerimin hep anlattığı benim hiç görmediğim, anamın 42 yıl yasını tuttuğu babam yoktu işte...

Güle güle annem... Babama kavuştun ya şimdi. Giyin artık gökkuşağı renkli fistanlarını. Gayri yasın bitmiştir artık.

BABAMA SELAM SÖYLE ANNE!

Doktorlar söylerdi: Annenin ölüm acısı evladın vücudundaki tüm kemiklerin aynı anda kırılmasının verdiği acıyla eşdeğer" diye. 

Annem gittiğinden beridir kaç kez dağıldım, kaç kez kırıldı kemiklerim bilmiyorum... 

Şükürler olsun ki, rabbim bana son nefesine kadar yanında olmayı, uzaklardaki evlatları için açık kalan gözlerini ellerimle kapatıp yanaklarını öperek kefenini sarmayı nasip etti. 

Mevsimlik işçilerin ölümü neden canımı yakar bilir misiniz? 

Çünkü Hore Ane uzun yıllar mevsimlik işçi oldu da çapa yaptığı topraklara, pamuk kozalarına ömrünü bırakarak büyüttü 6 evladını... 

Üniversite okuyan oğluna harçlık göndermek için plastik ayakkabılarını çerçiye (Sokak satıcısına) satacak kadar yoksuldu Hore ama 90'lı yıllara kadar Ceylanpınar da çorbasını içmeyen kalmadı annemin... 

O sadece Nezir, Ali, Rınde, Mahmut, Ekrem ve Mehmet'in değil, bizim gibi her yetimin, yoksulun annesiydi... 

Velhasıl defalarca kırıldı kemiklerim gidişiyle. Ellerimle bıraktım anamı toprak ananın kucağına. 

Yandım, bittim, öldüm, öldüm, öldüm... 

Evet, babama selam söyle annemmm...

"Altı evladımı büyüttüm de geldim Hasan'ım!" de. Bir de benim için kocaman sarıl yokluğunu iliklerime kadar hissettiğim babama...

"Tüm evlatların sen gibi Hasan!" de babama. Başları dik, alınları açık. Bir tek boyun eğmeyi öğrenmediler namerde ve merde yük olmayı öğrenmediler! " de... 

Ömrünce fistanına yapışan alın teri kokan acılarını cennetin kapısında bırakasın kurban olduğum... 

Uğurlar olsun annem. Özür dilerim. Hayatımda ilkez omuzlarım düştü! Tabutta sen varken dik duramadı omuzlarım özür dilerim ane! 

Oyyy bakışlarına, ellerine kurban olduğum. Kefenine kalbimi sardım annem. Üşürsen sar üstüne evlat sevgisi ısıtsın yüreciğini ömrüm.

Babama selam söyle annem. Hallerimizi sorarsa ne bir fazla ne bir eksik sistemin dışında kaldılar de!

"Ben başlarını eğmedim Hasan'ım!" de. "Benden sonra da eğilmez" diye ekle.

Hele de Ekrem biraz haylaz, biraz asi. Tam senin gibi... "Vuruldukça ayağa kalkıyor!" diye ekle.

Ve gözün arkanda kalmasın annem. Çocukken olduğu gibi seni ellerimle toprak anaya teslim ettiğim ana kadar peşindeydim. Hem, biz ayrılmadık ki annem. Bir anne evladının kalbinden göç eder mi ki sen edesin?

"Erkekler ağlamaz!" diyenlere çok kızardın. Çok ağladım eteklerinde annem...

Gidişinle içimdeki irini patlatana kadar doyasıya ağladım yine. Öğrettiğin gibi içimdeki acıyı, öfkeyi gözlerimden döktüm de ağladım annem.

Ama anneye ağlamak hiç bir şeye benzemiyor kurban olduğum...

Kalbimi küle çeviren bu acı volkan lavları gibi yakıyor gözlerimi. Sen kokan fistanınla silerken gözlerimi doyasıya ağladım.

Ben iyiyim annem. Allah yattığın yerde incitmesin e mi kurban olduğum...

NEDEN?

Ve sizler sadece Hore anama ağladığımı sandınız biliyorum. Oysa ben bu coğrafyanın Horelerinin hepsine ağladım!

Çünkü Hore, dünyanın en zengin toprakları üzerinde yaşayan anne değildi sadece. Kader gibi alınlarımıza yazılan derin yoksullukların karşısında dik duran anneydi, babaydı, abiydi, amcaydı, dayı, hala, teyze...

Hore gençliğini tarlalara bırakan Karacadağ çiçeğiydi. Tomurcuk kalan umutları ile açmamış bir güldü benim anam. Hepimizin anaları gibi...

BU TEPE PULLU TEPE!

Tek bir sözünü anlamadığı halde bu türküyü çok severdi annem.

Kim bilir, belki içindeki acılara ninni gibi geldiği içindi ben ne zaman dizlerinin dibinde otursam "Hele ve tırkiya neni bejı daykaxüra!" (Hele o neni türküsünü söyle annene) derdi.

Kaderde annemin tespihini çekip bu türküyü onsuz söylemekte varmış.

Şimdi anneme söylüyorum. Acıların dindi kurban olduğum. Nenni de annem nenni :(

YORUMLAR

  • 1 Yorum