Ekrem ARPAK

Ekrem ARPAK


FİL OLMAK VEYA OLMAMAK!

26 Mayıs 2020 - 14:42

Diyarbakır Başsavcılığının yaptığı basın açıklaması ile günlerdir kamuoyunu adeta ikiye bölen Ramazan Hoca mevzusu başka bir boyuta geçti...

Ramazan Hoca meselesi bir kez daha gösterdi ki, bir mevzuyu tartışmayı, analiz etmeyi ve objektif bir bakış açısı ile masaya yatırmayı bilmiyoruz!

Ortamız yok!
Meselenin aslını bilmeden illa artı yada eksi yönde taraf olmak gibi hastalıklı bir ruh haliyle yaklaşmayı seviyoruz.

Ne, nasıl, nerede, ne zaman, kim/kimler gerçekliğini sorgulamadan bütünüyle önyargılı bir yaklaşım ile değerlendiriyoruz meseleleri.

Sürü psikolojisi yani...

Böylesine sağlıksız bir bakış açısı ile hiç bir sorunun çözümü üzerine odaklanmak haliyle mümkün olmayacak...
İşte bu yüzdendir ki ülke siyaseti hiç bir zaman sağlam temeller üzerine oturamadı...

Zira bir partiyi, siyasetçiyi eleştirirken politikaları, hizmetleri yerine özel hayatlarına girecek kadar abartıyoruz.

Ya ilahlaştırıyor ya yerin dibine sokuyoruz!

Adamın açlıktan nefesi kokuyor, iki kelimeyi bir araya getiremiyor ve partiye dair zerre bilgisi yok ama kendini yırtıyor. Bunu yaparken de karşı partiye küfürler, hakaretler savuruyor.

Hadi vatandaşı geçtim milletvekili bile bunu yapıyor!

Bir diğer hastalığımız bizden olmayanı terörize etmek, ötekileştirmek ve düşman ilan etmek. 

Saçmalık yahu.

Ölüm listelerinin havada uçuştuğu karanlık bir süreçten geçiyoruz.

Mafya liderleri sosyal medyada ölüm tehditleri savuruyor!

Ak Parti olmasa bırakın ulusal gazetede köşe yazarı olmayı, sosyal medyada bir halt olmayacak kadının birisi utanmadan komşularını öldürme planını açıkça ifşa ediyor.

Bir başka hasta ruhlu videolar yayıyor!

Toplum olarak kafayı yedik vesselam.

İşte böyle bir dönemde FİL olmayı reddediyorum. Koyun olmayı reddediyorum!

Buyurun neden reddettiğimin hikayesini okuyalım.

Hindistan'da filleri evcilleştirmek için insanlık dışı bir yöntem kullanılır.
Orman zeminine, filin içine düşebileceği büyüklükte bir çukur kazılır ve üzeri dallarla örtülür. Yavru fil gelip dallara bastığında çukurun içine düşer. 
Fil, çukurdan çıkmaya çabalar; ama başaramaz.
Takatsiz kalır, kurtulma ümidi kaybolur, hayatına dair müthiş bir korkuya kapılır, çaresizce bir mucize kurtuluş yolu veya ecelini beklemeye başlar.

Fil avcıları yüzlerini de kapatan tümüyle simsiyah giysiler içinde, ellerinde sopalarla gelip fili şiddetli bir şekilde döver yara bere içinde bırakırlar.
Fil, yaralarının verdiği acıdan ve çukura düşmesi nedeniyle yaşadığı korkudan dolayı, bunalım ve ruhen çöküntü yaşar...

Sonra aynı avcılar, ağaçların arkasına gider, üzerlerindeki siyah elbiseleri çıkarır, baştan aşağı beyaz elbiseler giyinerek ellerinde çeşit çeşit yiyecek ve meyve sepetleriyle geri gelirler. 
File şefkatle yaklaşır, onu besler, yaralarına pansuman yapar, okşayıp sever, güzel sözler söyler ve onu düştüğü çukurdan çıkarırlar. 

Fil, bu beyaz giysili kurtarıcılarının kendisine gösterdiği karşılıksız sevgi ve ilgiden dolayı o kadar minnettar kalır ki o andan itibaren ömür boyu onların gönüllü kölesi olur, her istediklerini yapar ve asla sözlerinden çıkmaz.

Onların kendisini az önce tuzağa düşüren, bunalıma sürükleyen ve döven siyah giysili adamlar olabileceği aklına dahi gelmez...

Ben, beni o çukura düşüren siyah maskeli insanları maskesiz de tanıyorum...

Benim insanlarla dost olmak için çukura düşmeye, acı çekmeye, dayak yemeye ihtiyacım yok...

Hiç bir parti, ideoloji, parti lideri ben ve evlatlarım ile halkımdan, insani değerlerimden değerli değil...

Araştırmadan her hangi bir konu, kurum, kuruluş, şahıs hakkında görüş belirtmiyorum.

Lütfen şu sürü psikolojisinden kurtulalım.

Gelelim Ramazan Hoca meselesine. Oğlunun şizofren olduğuna yönelik şikayet dilekçesi veren kendi babası yahu!

Bundan komplo teorileri üretmek işi İslama saldırı boyutuna taşımak Diyarbakır'dan ülkeye yayılacak yeni bir seçim oyunudur hepsi bu...

 

YORUMLAR

  • 0 Yorum