Şanlıurfa’nın tarihini anlatanlar hep aynı noktadan başlar: peygamberler, taş evler, kadim gelenekler…
Ama kimse bu şehrin bir başka yüzünden, “beyaz yüzünden” bahsetmez.
Oysa Urfa’nın asıl hikâyesi, tam da orada gizlidir — beyaz Urfalıların gölgesinde.
Kimdir bu beyaz Urfalılar?
Bir zamanlar Urfa’yı yöneten, ticaretini, toprağını, siyasî kaderini elinde tutan aileler…
Yıllarca halkın emeğiyle büyüyen servetlerini İstanbul’a, Ankara’ya, İzmir’e, Bodrum’a, Antalya’ya taşıdılar.
Urfa’nın güneşinde ter dökenler burada kaldı, kazananlar başka şehirlerin gölgelerine sığındı.
Vekilleri tarlaları ekip biçti, mallarını sattı; ama paralar hep uzaklara gitti.
Urfa’dan kazandılar, Urfa’ya vermediler.
Bugün hâlâ bazıları eski Urfa’dan söz eder.
O eski Urfa, onların gözünde bir nostaljiden ibaret — çünkü o dönemin “şanı”, halkın sessizliğine, emeğin sömürüsüne dayanıyordu.
Hiçbir zaman alın teriyle bir yere gelen Urfalıları kabullenemediler.
Hatta mezar taşlarına bile bakın; kimlerin bey, kimlerin yoksul olduğu hâlâ yazılıdır.
Kısacası, Urfa’nın katili, kendi beyazlarıdır.
Bir şehrin kaderi, onu sevenlerin değil, ondan kazandığı hâlde ona sırt çevirenlerin ellerinde biçimlendi.
Ve bugün Şanlıurfa’nın yoksulluğu, işsizliği, umutsuzluğu — o beyaz Urfalı zihniyetin mirasıdır.
Artık biri bu hikâyeyi yazmalı.
Korkmadan, çekinmeden, bu şehrin sosyolojik aynasını tutmalı.
Bunu ancak Urfa’nın içinden, vicdanıyla yazan biri yapabilir.
Sayın Abdullah Ekinci, Sayın Av. Müslüm Akalın, Sayın Suphi Öncel (Askerlik şubesinden emekli), gibi kalemler...
Gerçeği gizleyen değil, yüzüne ışık tutan yazarlar.
Urfa’yı sevmek, onun gerçekleriyle yüzleşmektir.
Önce kendi aramızda bu meseleyi konuşalım.
Çünkü bir şehir, ancak aynaya bakmaya cesaret ederse iyileşir.

Yorumlar
Kalan Karakter: