Şanlıurfa’da kurulan kimi vakıfların kuruluş amaçlarıyla bugün geldikleri nokta arasındaki uçurum hepimizi düşündürüyor. Hepimiz biliyoruz ki bu vakıfların mal varlıkları devlet desteğiyle oluşturuldu. Ancak kuruluşundan itibaren menfaat çetelerinin eline düşen bu yapılar, halkın yararına değil, küçük bir grubun çıkarına hizmet eder hale geldi.
Mütevelli heyetlerinin seçimlerinde oynanan Bizans oyunlarını bugün herkes görüyor. Halkın görüşü alınmadan, liyakatsiz kişiler yönetim kademelerine getirildi. Gösterişli unvanlar altında milliyetçi ya da vatansever görünmeye çalışan bazı isimler, gerçekte sadece kendi çevrelerini güçlendirmeyi amaçladı.
Bir dönem öğrencilere verilen bursların daha sonra iptal edilmesi, halkı “kanunen yasak” gibi bahanelerle oyalamak, samimiyetsizliğin açık göstergesidir. Eğer gerçekten yasaksa, bugün birçok vakıf nasıl burs veriyor? Eğer değilse, neden Şanlıurfalı öğrenciler bu haktan mahrum bırakıldı?
Ayrıca vakıf adına alınan gayrimenkullerin akıbeti, otopark gelirlerinin kime hizmet ettiği, yarısının niçin Vakıflar Genel Müdürlüğü’ne devredildiği kamuoyunun önünde cevap bekleyen sorulardır. Toplantılara katılan üyelerin yol masraflarının iptal edilmesi bile muhalif sesleri susturma girişimi değil midir?
Sanat alanında da durum farklı değildir. Şanlıurfa’yı ulusal ve uluslararası platformlarda temsil eden sanatçılarımız – Hüseyin Kırcalı, Hasan Rastgeli, Nevin Güllüoğlu gibi – vakıf yönetimlerinde niçin yer bulamamıştır? Gazetecilik alanında ülkenin en önemli kalemlerinden biri olan merhum Bekir Coşkun’un adı dahi gündeme gelmemiştir. Bu, sanat ve fikir dünyasına verilen değerin göstergesidir.
Bugün Şanlıurfa’nın ihtiyacı; çıkar ilişkilerinden arınmış, şeffaf, liyakat esasına dayalı bir yönetim anlayışıdır. Vakıflar gerçekten halka hizmet etmek istiyorsa, önce hesap vermeyi, sonra da halkın iradesini dikkate almayı öğrenmelidir.

Yorumlar
Kalan Karakter: