Pınar MELİK

Pınar MELİK

Pınar'ın Kaleminden

Elimin Hamuruyla Yine Yazdım

09 Mart 2021 - 10:11

8 Mart sabahına gözümü açtığımda zihnim 3 veriyle can çekişti:
1) 65 günde işlenilen 67 kadın cinayeti,
2) Samsun’da 5 yaşındaki çocuğunun gözleri önünde öldüresiye dövülen kadının görüntüleri,
3) 92 yaşında hem taciz hem darba uğradıktan sonra boğularak öldürülen Hanım nine…
Dahası yok mu amiyane tabiriyle gırla…
Kadın Cinayetlerini Durduracağız Platformunun verilerine göre 2020 yılında 300 kadın öldürülmüş dahası bu kadınların 182’sinin neden öldürüldüğü tespit dahi edilememiş. Bu 300 kadının 97’si eşi, 54’ü birlikte olduğu erkek, 21’i eski eşi, 18’i oğlu, 17’si babası tarafından öldürülmüş. Kadınların yüzde 60’ı ise kendi evinde cinayete kurban gitmiştir.
Şimdi sorulacak sualler şunlar: Bir insanın evinden daha güvenli bir yer olabilir mi? Peki bir insanın babasından, eşinden, evladından daha fazla güven duyduğu biri olabilir mi?
8 Mart 1897 yılında New York’ta daha iyi çalışma koşulları için yanarak ölen dokuma işçisi kadınlardan bugünlere ne kadar yol ettik? Daha mı az yanıyoruz, daha mı az ölüyor? Daha mı çok saygı duyuluyoruz daha mı çok kabul görüyor? Zaman adeta bukalemuncasına renk değiştiriyor, yanıltıyor oysa şaşırtmıyor. Yıllar geçiyor, isimler değişiyor, sistemler devşiriliyor, kadın yerini de haddini de hep biliyor!
Biz kadınlar şaşırmamaya öylesi alıştık ki her an her şey olabilire en çok bizler inanıyoruz. Her an ölebiliriz, ama ecelle değil. Her an kısıtlanabiliriz ama kanunla değil. Her an şiddete maruz kalabiliriz ama mertçe değil. Her an işten çıkartılabiliriz ama adilce değil. Her an terk edilebiliriz ama dürüstçe değil. Anlayacağınız her an başımıza her şey gelebilir ama gürültülü değil hatta fazlasıyla sessiz. Ülkece hatta dünyaca susabiliriz. Tüm bildiklerimizi unutabilir, kadınlarla beraber gömebiliriz. 
Bir yerde cenneti ayakları altına sermiş bir din bir yerde cehenneme çevrilmiş hayatlar… 
Kadın elbette çalışma hayatında yer almalı diyenle bu denilene inanmayan, uygulamayan güruh aynı değil mi? Siyasi karar alma mekanizmalarını kadın çoğunluklu sistemlerle elde eden erk ile kadınlar ülke batırır diyen birbirinden çok mu farklı?
Bugün kadın kadına edilen bir sohbette kız çocuklarını, kardeşlerini savunma sporlarına yönlendiren aileler ile tanıştım. Yine ne üstten ne çaresiz çözümler… Hala düzeni değiştirebileceğimize dair ne bir girişim ne bir umut kırıntısı… Çocuklarımızı eğitmek, toplumu rehabilite etmek zahmetliydi, cesaret gerektirirdi, umut yüklü bir şeydi. 
Gelin son olarak geçmişimizi, kültürümüzü süsleyen o birbirinden şahane atasözlerimize değinelim. Kadına sınıf ayrımı, şiddet ve eşitsiz bir yaşamı meşru kılan o düşmanın etmeyeceği sözlere…
 “Kızını dövmeyen, dizini döver.”
“Kadının sırtından sopayı, karnından sıpayı eksik etmeyeceksin.”
“Oğlan doğuran övünsün, kız doğuran dövünsün.”
“Kızı gönlüne bırakırsan ya davulcuya kaçar ya zurnacıya.”
“İyi ipek kendini kırdırmaz, iyi kadın kendini dövdürmez.”
"Çocuksuz kadın, meyvesiz ağaca benzer.”
 “Dişi köpek kuyruk sallamazsa, erkek köpek yanaşmaz.”
Oysa azıcık anlaşılmak, kabul görmekti yegâne niyet. Bilinsin ki bizler saçımız uzun aklımız kısa, eksik etek halimizle, elimizin hamuruyla daha çok işe kalkışacağız.

YORUMLAR

  • 0 Yorum