ARTIK YÜRÜMEK İSTEMİYORUM! (1)
Ekrem ARPAK

Ekrem ARPAK

ARTIK YÜRÜMEK İSTEMİYORUM! (1)

12 Haziran 2019 - 22:25

 ARTIK YÜRÜMEK İSTEMİYORUM! (1)

‘’AYIP ETTİM EVET!’’

"Sen önce kendi ayıplarını ört Ekrem. Sonra başkalarının ayıbı ile uğraş!"

Türk Dil Kurumunun "Yakışıksız olanı yapmak" ile sınırlandırdığı "AYIP-AYIP ETMEK"kelimesinin ülkemizde, kültürümüzde, ananelerimizde karşılığı çok daha ağırdır aslında...

Mesela her ne kadar doğru söylediği için doğru söyleyeni dokuz köyden kovan bir millet olsak bile aslında yalan söylemek büyük ayıptır.

Mesela "Vefa vefa" diye tutturup kendimize vefasız olanı nerede ise darağaçlarına asacak, siyasi hayatına son verecek kadar linç ederken, senelerini bu vefasızlıkla savaşarak geçirdiği için her bağlamda linç edilen adama "Ayıp ettin!"demek vefasızlıktır ve ayıptır yani...

Mesela rüşvet alıp vermek, fakir fukaranın hakkını yemek, torpil yaparak başkasının hakkına girmek, devleti dolandırmak ayıptır. Ancak bu ayıplar ülkemizde genelde siyasilerin ayıplarıdır! Dolayısı ile bu mesajın bana itham ettiği ayıp bunlardan değildir halde.

Geriye ne kalıyor bu mesajı almayı hak edecek? Adam satmış olmam gerek! İhanet, hırsızlık yapmış olmam gerek! Rezil bir adam olmak gerek sahiden değil mi?Mesela yıllarca birlikte yürüdüklerimi satmış gerek değil mi?

Ailesinin veya birlikte yürüdüklerinin yüzünü utançla yere eğdirmiş olmak gerek. Ne bileyim, kumarbaz, tefeci, sahtekâr, düzenbaz olmak gerek…

Yada birlikte yürüdüğüm bir siyasetçinin, bürokratın, kurum amirinin üzerinden nemalanmam, ihale almak, dolandırmam gerek.

Sevgili Dostlar; hayatımda bir dönüm noktası olan bu mesaj okuduktan sonra uzun soluklu bir yazı dizisi ile ayıp nedir, kimdir ayıp eden, kimler Urfa halkına ne ayıplar etti tek tek yazacağım...

Yazı dizisinin her birinde bir Urfa sorunu ve bir AYIP eden Urfalıyı konu alacağım.

Bana yakışır şekilde elbette. İftira atmadan, bilgi belge olmadan değil, aslanlar gibi ayıpların çetelesini kamuoyunun önüne koyarken sebep olanları da not düşeceğim yanına.

Ancak yüksek müsaadeleriniz ile bu mesajı almama sebep hikâyecinin başına dönmek ve herşeyi sil baştan kaleme almak istiyorum.

Ve muhtemeldir beni tanımayan, yazılarımı okumayan başta bu mesajı bana atan değerli büyüğüm gibi beni anlamamış herkese biyografik bir bilgi ile Ekrem Arpak kimdir notu ile  başlamak istiyorum.

03/05/1974 Şanlıurfa Siverek ilçesinin Karacadağ İlleri "ŞequlliyaJorın" (Yukarı Şequlli) köyünde dünyaya geldim.

Babam, kanser hastalığının bütün bedenini sardığı ellili yaşlarında haksızlığa uğradığı gün: Elinde "Şonık" (Eskiden annelerimizin çamaşırların kirlerini çıkarmak için kullandığı tahtadan kalın bir türlü ağır kalas parçası) ile bir aşiretin 20-25 ferdine dalıp kafa göz kıracak kadar mangal yürekli rahmetli Hasan Arpak.

Annem, 45 yaşında eşini kaybettikten sonra, mevsimlik işçi olarak tarlalarda nasırlı elleri ile 6 evladını şerefi, alın teri ile büyüten HoreArpak'tır.

"Hani, bu şehir de M.Kasım Gülpınar'ı, Abdullah Erin'i, Selim Bağlı'yı, Nihat Çiftçi'yi, Adnan Kasman'ı, Yusuf Sabri Dişli, Zeynel Abidin Beyazgül ve daha nice Urfalı ile Urfa'ya değer katanları anlattığım için..."

"Hani Urfa'ya zulmedenleri, tefecileri, ötekileştirenleri, rüşvetçileri, ihale baronlarını yazdığım için..."


"Hani Kürt, Türk, Arap, Laz Çerkez demeden ülkenin dört bir yanında siyasi ayaklarına dokunulmayan ve fakat iftira ile işinden aşından edilen KHK mağdurlarını, ezileni, yalnız kalanı savunduğum için daha bir ay önce VİRANŞEHİR Devlet Hastanesinde nöroloğunyalancılıla suçlayıp " Sen sağlıksın diyerek raporunu iptal ettiği, şimdilerde doktorların evlatlarına "Herşeye hazırlıklı olun!" diyerek yoğun bakıma aldığı HoreArpak!

Dizi meraklıları Şanlıurfa’nın Halfeti de çekilen fakat Halfeti’yi bir Gaziantep ilçesiymiş gösteren ‘’KARAGÜL’’ dizi filmi ile babasından sevgi görmediği ve mal mülk için öz kardeşini dahi öldüren KENDAL karakterini iyi hatırlayacaklardır.

Bir yandan mal, mülk hırsı ile etrafındaki herkesi bozuk para gibi harcayan Kendal, öte yandan erkek çocuk babası olabilmek için her türlü zorbalığı da yapmaktadır! İlk eşinden olan erkek çocuğunun felçli olmasını içine sindiremeyen ama aslında evladının o hale gelmesinin baş sorumlusu olan Kendal, ikinci eşini resmen para ile ailesinden satın almıştır.

Kendal’a aşık olmayan ve bu evliliği içine sindiremeyen 2. Eşin yaşadığı ağır travma ve karşılaştığı her engele rağmen yitirmediği yaşam mücadelesini haftalarca soluğumuz kesilerek izledik. Ta ki; ilk gebeliğinde evladını kaybedene kadar!

İşte o kadının kendisine âşık olan adama söylediği sözler hiç gitmez aklımdan bilir misiniz?

‘’Açlıktan, üşümekten, yarını ne olacak diye düşünmekten yoruldum! Ben artık yürümek istemiyorum Kasım; durmak istiyorum…’’

Evet, zamanında açlığı dibine kadar gördük! Evet, ırgat ırgat gurbet ellerde tarla başında veya ekmek parası uğruna yola çıkılan her sabahın, günün zemheri soğuğunda e iliklerimize kadar üşüdüğümüz oldu ama şükürler olsun karnımız doyuyor; şükürler olsun namerde muhtaç, merde yük olmayan bir hayatı yaşadık bugüne kadar.

Ne Kendal’ı olduk hayatın ne kimseyi yürüdüğü yolda incittik, yorduk, üşüttük ve durmasına neden olduk…

Ama sanırım yaklaşık 2.5 yıl önce memleket deyi, inandıklarım ve haksızlıklar karşısında dik durabilmek için çıktığım yolda ‘’Vefasızlardan, akrabadan, dosttan, kendi insanımdan, coğrafyamdan yoruldum ve artık yürümek istemiyorum!’’

Dolayısı ile bugüne kadar imza attığım bütün ayıpları ve bildiğim bütün gerçekleri kaleme alacağım bu yazı dizisi ile durmaya karar verdim…

Ve müsaadeleriniz ile ayıplar silsilesinin başladığı hikâyenin başından başlayacağım…

‘’MEVSİMSİZ TÜRKÜLER’’

Çocukluğumun ve gençliğimin en büyük hayali ‘’Profesyonel Müziğe adım atmak; başarılı albüm çalışmalarına imza atma, romanlar yazmak yani yeteneklisi olduğum sanatın bütün dallarında başarılı olmaktı.’’

Ancak bu hayalimin altında yatan tek neden ‘’Memleketimin ve bölgemin esmer alınlı çocuklarının imkân verilmesi halinde neler başarabileceklerini göstermek ve dünyanın en zengin topraklarının yoksul çocukları olma çelişkisine, haksızlığına HAYIR diyebilmekti.

Yıl 2014. Kardeşim Mehmet ile birlikte kurduğumuz ARPAK KARDEŞLER Müzik Grubu olarak içinde bütün söz ve müziklerinin şahsıma ait olduğu her bölgeden bir türkü olan ‘’MEVSİMSİZ TÜRKÜLER’’  albümü ile bu hayalimin ilk adımını attım.

‘’Ha Baba De Baba, Biziz, Beddua’’ derken dönemin Başbakanı Erdoğan’ın anarken hıçkırıklara boğularak ağladığı Ahmet Kaya anısına yaptığım ‘’İKİ GÖZÜMDDÜ’’adlı eser ve bir TV Kanalında dilimin yasaklanmasına karşı ‘’KÜRTÇENİN YASAK OLDUĞU YERDE DURMAM’’duruşumdan sonra ülkenin gerçekleri ile yüzleştim…

Zira Karacadağın eteklerinde doğmuş ve sokak jargonu ile dibine kadar saf Kürt’tüm ben! Yetmedi haksızlığa asla tahammülü olmayan ve ülkesinin bütün coğrafyasına; Kürt, Türk, Arap, Laz, Çerkez demeden o coğrafyalarda yaşayan milletine âşık ama sosyal demokrat ama dibine kadar solcuydum!

İşte bu ikisinin benim ülkemde bir suç unsuru olduğunu unutmuş ve başımdan büyük işlere kalkışmıştım! Öyle ya; kimin umurunda savaşın orta yerinde çektiği ‘’HORE’’ klibi ile ülke müzik tarihinde 3 milyarın izlediği BBC Kanalında 40 dakikalık özel habere konu olmuş ve bu yönü ile ülkesini dünyaya tanıtan Arpak Kardeşler!

Kimin umurunda o zamanlar ‘’GÜNAH TAPINAĞI’’ İlan edilen GÖBEKLİTEPE’yi ülkeye ilk tanıtan sanatçı olmak ve ulusalda, uluslararası basında yüzlerce habere yansıtmış sanatçı olmak.

Oysa benim solculuğum duruşunu artık alfabe de harf kalmayacak kadar fraksyon adı altında yüzlere bölünen Türk Solu veya sadece HDP ile sınırlandırılan Kürt solundan değil; sol yanımda atan kalbimin orta yerinde duran ve beni insan olarak bırakan vicdanımdan geliyordu.

Bu yüzdendir ki; hayatı boyunca hiçbir suçtan karakola düşmemiş, ceza almamış ve utanılacak tek bir eylem ve söylem içinde yer almamış solcu bir Kürt’tüm…

EE, Karacadağın asi çocuğu Hore’nin oğlu Ekrem Arpak durur mu kendisine yapılan haksızlıklar karşısında? Durmaz elbet, duramazdı, durmadı da…

Yıl 2016: Kürt olduğum için şahsıma yapılanlar karşısında verdiğim mücadelede yolum bir gün TBMM (Türkiye Büyük Millet Meclisi) koridorlarına düştü. Tanıdığım ilk milletvekilleri Mehmet Akyürek ve Abdulkerim Gök, ilk bakan da dönemin ÇSGK Bakanı Faruk Çelik oldu. Ancak Urfalı milletvekillerim ve Karadeniz kökenli Urfalı milletvekili bakan apoletli Faruk Çelik’in olduğu yerde mücadeleme yüreğini koyan dönemin Mardin Milletvekili Orhan Miroğlu oldu. İşte bu yüzden hayatım boyunca kendisine minnettar ve müteşekkir kalacağım.

URFA’YA URFALI BAKAN YAKIŞIR!

Bu tanışma bende Urfa’nın Urfa’nın sorunlarını bilen, Urfa halkının umutlarına, acılarına dokunacak bir lidere dolayısı ile Urfalı bir bakana ihtiyaç duyduğu fikrinin oluşmasına neden oldu. EE; memleket sevdalısı asi ve deli Ekrem durur mu; başladım ulusal medya da ‘’URFA’YA URFALI BAKAN YAKIŞIR ARKADAŞ’’inancımı anlatmaya.

Başlarda Urfalı siyasilerin bile inanmadığı ve alay konusu olan bu söylemim zamanla ciddi bir slogana dönüşüyor ve Urfa bu gerçeğin farkına varıyordu. Hatta Fakıbaba biraz da ayak oyunları ile ama neticede Urfalı bakan apoleti ile GTH Bakanlığına oturacaktı.

Urfa’nın kâğıt asfaltlardan yapılan vurgunlar, yolsuzluklar, rüşvet, yoksulluk, işsizilik, rezil eğitim, sağlık skandalları, tefecilik ve terörün olmadığı şehirde terörün çakma kahramanları ile çalkalandığı dönemlerdi.

KİM BU MEHMET KASIM GÜLPINAR!

İşte bu süreçte M. Kasım Gülpınar adını duymaya başladım… Ancak tuhaf giden bir şeyler vardı! Zira artık ülke siyasetini ve kirlenmiş siyasileri biliyor, tahmin edemeyeceğiniz kadar tanıklık ediyordum olup bitene. Hal böyle iken kulaklarıma fısıldanan M. Kasım Gülpınar söylemleri bunca kirlenmişlik içerisinde ancak ütopik bir siyaset figürü ola bilirdi! Gerçek olamazdı anlatılanlar bana göre zira böyle siyasiler artık ancak masallar da rastlanan türlerdendi.

Daha fazla dayanamadım tabi… Bir öğle vakti makamına giderek tanıştık. Oda ne; karşımda o güne kadar karşılaşmadığım kadar sıra dışı bir adam vardı!

*Yanına gelen seçmeni oyalamıyor, beyhude umutlara gark edip kandırmıyor, boş vaatlerde bulunmuyordu hayret!

*İş ve ihale takipçiliği yapmıyor, salt kendilerine yakın olan isimleri bazı kurumlara yerleştirmek sureti ile her yeri ele geçirmek gibi bir kaygısı da yoktu; ‘’Şaka mısın sen!’’ dedim içimden…

*Kendini övmüyor ve Urfa’yı ben yarattım havasına girmiyordu!

Velhasıl garip bir adamdı ama gariplikleri bunlarla da sınırlı değildi…

*İlkokul mezunu veya terk olan ağaların, kanaat önderlerinin ve para babalarının dahi milletvekili ola bildiği ve okuma yazma oranında 80. sırada olan Urfa’nın evladıydı M. Kasım Gülpınar.  Ama beş altı dili okumaz yazma seviyesinde konuşuyor; doğu ve batı arasındaki keskin farklılıkları kıvrak zekâsı ile tez gibi sentezliyor; Urfa ve ülkeme dair hayallerimin ötesinde dürüst, vizyonel ama aynı zamanda içinde merhameti, vicdanı barındıran bir siyasetten bahsediyordu.

*Kardeşin kardeşini 1 dönüm arazi, bir koyun, köpek için öldürdüğü toprakların bağrından çıkmış M. Kasım Gülpınar on binlerce dönüm tarıma elverişli arazisini yoksul köylere ekmek teknesi ediyor, bunu yaparken ücret dâhil almıyordu!

*Devletin kendisine tahsis ettiği kırmızı plakalı makam aracını kullanmıyor, makamının kendisine verdiği hiçbir imtiyazdan yararlanmıyor üstelik milletvekili maaşını kimsesiz yoksul kız öğrencilerine burs olarak dağıtıyordu.

*Fransa gibi kendi dışındaki ülkelerin insanlarını beğenme hususunda alabildiğine özürlü ve ukala bir ülkenin en büyük devlet nişanını almış, yıllardır AB Uyum Komisyonu başkanlığı yapıyor ve fakat tek birini afişe ederek reklamını yapmıyordu.

İşte o gün kararımı vermiştim… ‘’Memleketimi içine düştüğü bu bataklıktan kurtaracak ve ülkeme büyük hizmetleri olacak adam budur ve şehrimin Karadeniz’den, Maraş’tan ithal edilmiş isimlere ihtiyacı yoktur. Zira iyi niyetli olsalar dahi ithal bakanların, BŞ Belediye başkanlarının bizim gerçeklerimizi bilmesi, yüreklerimize dokunması mümkün değildi.’’

İşte o gün başladım M. Kasım Gülpınar’ı önce memleketime, sonra ülkeme anlatabilme mücadeleme…

Allah’ı var; bir gün olsun bu bağlamda benden bir talebi olmadı hiç. Yani tamamı ile kendi iradem ile mücadele etmeye karar vermiştim.

KOLAY SANDINIZ DEĞİL Mİ?

Çıkacağım yolda kendimden emindim. Şükürler olsun ki Ege’den Marmara’ya, Doğu’dan Batı’ya milyonların hafızalarına kazımayı başardım M. Kasım Gülpınar gerçeğini ancak kolay olmadı bu kavganın içinde yürümek…

Tek başımaydım ama karşımda her birisi benden mevki makam, ekonomik güç ve imkânları ile güçlü silahları olan sürü ile cephe vardı! Orantısız bir güçle ve elimde tahta kılıcım çıktım yel değirmenleri ile düelloya yani. Üstelik yanımda eşeği ile Donkişot’un yaralarını saran SanchoPanza veya Ali, Veli adında bir yardımcım da yoktu.

Dedim ya; cephe çoktu… Öncelikle M. Kasım Gülpınar’ın vizyonu, tertemiz geçmişi ve bilgi birikimi ile baş edemedikleri için ancak ayak oyunları ile kendisini engelleyen Beyaz Urfalı ve liyakat yoksunu bazı siyasilerle cenge tutuşurken öte yandan Gülpınar’ın etrafına çöreklenmiş ancak daha M. Kasım Gülpınar gerçeğini bilmeyenlerle kavga edecektim!

1-    Şehrin üzerine kâbus gibi çökmüş tefeciler vardı karşımda!

2-    Uzun yıllardır şehrin ekonomisini sömüren ve siyasetini elinde tutan Siverekli düşmanı yaklaşık 20-25 bin Beyaz Urfalı vardı karşımda!

3-    Terörün giremediği memleketimde sözde terörle mücadele ettiğinden dem vurup gördüğü her masum Kürt’ü işinden aşından eden zalimler vardı karşımda!

4-    Tefeciler vardı!

5-    İhale Baronları vardı!

6-    Yolsuzluk uzmanı rüşvetçi siyasiler vardı!

7-    Yabancı aşığı ve ithal yöneticilerden nemalanan zavallı hastalıklı Urfalılar vardı!

8-    Şehrime, memleketime adeta zulmeden ve fakir fukaranın alın terini sömüren DEDAŞ vardı!

9-    Biri Urfalı diğer ithal iki eski bakan ve onların tetikçileri vardı!

10-                      Derin bir yoksulluğa mahkûm edilmiş koca bir şehri sömürenler vardı!

Kolay değildi hepsi ile mücadele etmek ki kolay da olmadı. Ben M. Kasım Gülpınar dedikçe, ben gerçekleri haykırdıkça artmaya başladı alçakça ve evlatlarıma kadar varan tehditler, hak gaspları, utanmaz iftiralar!

Tekinden koktuysam namerdim ve yapanları paçavraya çevirdim şükürler olsun.

Tam 2.5 yıl sürdü bu kavgam. Ülkenin farklı şehirlerinde çoğunu otel odalarında, bitmek bilmez uzun yollarda geçirdiğim 2.5!

Hani benim çok para kazandığımı iddia eden haysiyetsizler var ya; onlara bir dip not düşeyim. Bu 2.5 yılda evlatlarımın rızkından kesip memleketime ve savunduğum değerlere harcadım alın terimi ve zamanımı… Sanatçıyım, yazarım havasına girmeden ara bir geldiğim evim de çocuklarım ile zaman geçirmek yerine daire boyadım da kazandım ekmek paramı zırtolar…

Ve bilakis, madden manen en büyük zararı memleketim ile savunduklarım için ödedim terbiyesiz adamlar!

Duruşumun değişmesi ve inandıklarımdan vazgeçmem için zarf içinde gönderilen rakamları sizlerle paylaşsam aklınız durur hey onuru, dik durmayı, kalemini para için satan soysuzlar!

İLK AYIP!

Yani dostlar hayatımdaki ilk büyük ayıba M. Kasım Gülpınar’ı anlatarak imza atmış oldum!

Bugün hala Mezopotamya’nın son asilzadelerinden, son aristokratı olduğunu iddia ettiğim Gülpınar, değil Şanlıurfa: Bölgemin ve dahi ülkemin siyaseti için en büyük umuttur diyorum.

Başta STK başkanları olmak üzere; bürokratı, siyasetçisi, çiftçisi, esnafı, yaşlısı genci ile gerçekten Urfa’yı ve ülkesini seven herkesin bu büyük liderliğinde yürüme vakti gelmiş hatta geçmiştir…

Ayıp ediyorum biliyorum ve M. Kasım Gülpınar benim ilk ayıbım değildi!

Şanlıurfa Valisi ve benim yüreği, duruşu, vizyonu, merhametinden dolayı ‘’Mardin Turnası’’ diye tarif ettiğim Sn. Abdullah Erin’e ayıp ettim mesela!

Eski Urfalı bakan ve yabancı aşığı Urfalıların görevinden aldırmak için büyük çaba sarf ettiği; bana göre Ankara da Urfa’nın gururu olan SGK Başkanı Sn. Selim Bağlı’ya ayıp ettim!

Salt Beyaz Urfalı olmadığı ve üstüne sütlük Kürt olduğu için her türlü algı operasyonuna maruz kalan eski Şanlıurfa BŞ Belediye Başkanımız Sn. Nihat Çiftçi’ye ayıp ettim!

Yine eski bakanımızın koltuğundan etmek için her türlü ayak oyunu oynadığı Şanlıurfa Ticaret Borsası Başkanı Sn. Mehmet Kaya’ya, Siverekli bir Kürt olmaktan başka kabahati olmadığı halde İzmir 9 Eylül Üniversitesi Rektörlüğünden alınan Adnan Kasman’a, Yahu Kent Konsey başkanlığına en çok yakışacak adamdır diye savunduğum Sn. Yusuf Sabri Dişli’ye, her seçimde haksızlığa uğrayan ve bu dünyada tanıdığım en temiz insanlardan birisi olan Sn. Mehmet Günak’a, son yerel seçimde uğruna 68 gün boyunca 80-90 köy 9 ilçe yüzlerce mahalle gezdiğim Şanlıurfa BŞ Belediye başkanı Sn. Zeynel Abidin Beyazgül’e, Sn. Müslüm Beyazgül’e, Abdurrahman Kırıkçı, Şükrü Dolaş, Şeyhmus Aydın, M. Salih Ekinci, Abdullah Aksak, Mustafa Çiftçi ve 2137 köşe yazımda anlattığım 119 Urfalı ile Urfa’ya hizmet eden herkese çok ayıp ettim biliyorum…

Dedim ya; yazı dizimizin her birinde ayıplarım ama aynı zamanda şehrin bir sorunu ile o sorunun sorumlularını kaleme alacağım. İşte buda ilk yazının ilk sorunu…

Yıl 1990 Urfa ve bölge genelinde yaşanan su, ulaşım, pazarlama, ambalajlama gibi yığınla sorun nedeni ile çiftçiliğin çok ama çok zor olduğu dönemler. Bütün bunlara rağmen TİGEM Ceylanpınar şubesinde personel sayısı yaklaşık 10 bin! Ama bütün bu zorluklar içerisinde her yıl rekor üretim ile ülke ekonomisine büyük katkılar sunan, istihdam ettiği ettiği 10 personel ile Ceylanpınar için adeta can damarı olan TİGEM…

Yıl 2019: Aradan geçen 29 yılda bölgenin sulama sorununu nerede ise kökten çözen dev GAP Projesi hayata geçmiş, iktidar partisi ülke genelinde rekor denecek kilometrelerce yol yapmış, teknoloji hayatımızın her alanında olduğu gibi tarım ve hayvancılık alanlarında üretimi ona katlayacak imkânları geliştirmiş.

Ve TİGEM Ceylanpınar şubesinde personel sayısı sadece 800! Üstelik üretim sıfır ve her yıl zarar hanesine yazılan büyük rakamlar!

Durumun ne kadar vahim olduğunu şu verilerle anlatalım. Üretim gücü ve kapladığı tarıma elverişli alan ile ülkenin 1. dünyanın 2. büyük işletmesinden bahsediyoruz.

İşte o 90'lı yıllarda rekor üretime imza atan DEV İŞLETME bugün sadece 800 personelin istihdam edile bildiği, her yıl büyük zarar bilançoları ile gündeme gelen bir kanayan ekonomik yaradır artık!


Bu GTH bakanı, bu Genel Müdür ve yönetimi gidecek yerlerine Urfalı, Ceylanpınarlı yani o işletmenin ana artel damarlarını bilen mühendisler, yöneticiler gelecek.

TİGEM derhal en az 2-3 bin bareminde yeni istihdam alanı açacak.

Bunları kim yapacak?

Milletvekilleri
Bürokratlarımız
Belediye Balkanlarımız
STK başkanları ve Ceylanpınar Halkı.

Bakınız; Bütünü ile TİGEM ülke tarım ve hayvancılığının, Ceylanpınar şubesi ise TİGEM'in kalbi konumundadır.

Ancak yıllar içerisinde giderek büyümesi gereken işletme kardan zarar etmeye evrilmiş ve kara geçmek için üretimi artıracak yeni projeler yerine sürekli personel çıkarma tercih edilmiştir.

Ve hem Ceylanpınar hem Urfa hem de ülke ekonomisine verilen bu büyük zarar maalesef siyasiler için gündem maddesi bile olmamıştır.

Zira TİGEM' den yakınlarına ihale koparmak veya yakınlarını işletmeye yerleştirmek telaşında olanların şehir ve ülke ekonomisine katkı gibi bir kaygıları olmamıştır.

Dönemin GTH bakanı Faruk Çelik'in seçim vaatleri kitapçığında  Ceylanpınar şubesine 3.000 yeni işçi alımı vaadi vardır ama bu asla gerçekleşmemiştir.

Milyonlarla ifade edilen tarım arazilerinin göz göre göre zarar ettiğini gören bazı siyasilerin bütün kaygısı işletmeden kendileri veya yakınlarına "Gübre, tohum, taşıma, mevsimlik işçi, ekim biçim" gibi milyonluk ihale almak olduğu gerçeği ortada iken TİGEM ülkenin kanayan yarası olmaya devam edecektir.

Şükürler olsun ki durumun farkında ve düzelmesi için büyük çaba harcayan Abdullah Aksak adında yeni bir belediye başkanımız var! İnanıyorum ki Sayın Aksak benim uzun yıllardır hayalimi süsleyen TİGEM’den 10-15 bin dönüm arazinin Ceylanpınar halkının kullanımına sunulması projesini hayata geçirecektir.

Zira bu şehrin ve ülke tarımının kurtuluş reçetelerinden en önemlisi bu projedir.

Devam edecek ayıplarımız ve sorunlarımız!


 

YORUMLAR

  • 0 Yorum