Duygu Sucuka

Duygu Sucuka


Toplumsal Bölünmüşlük Çare Bekler

19 Mayıs 2020 - 16:38

Cumhuriyetten bu yana toplumsal bölünmüşlüğü hiç bu kadar derin yaşamamıştık. Geçmişte, bilhassa 1950’li yıllarda siyasi baskılar ve bunun halka yansıması fazladır ama o zamanlar iletişim araçları bu kadar çok değildi, sadece radyolar vardı o da halk arasında husumet, kin, nefretin boyutlarını körükleyecek çizgide değildi.
 
1970’lere gelindiği zaman televizyonlar yeni yeni çoğalmaya başlamıştı ancak bugünkü gibi o kanal senin bu medya benim, o gazete onun mantığıyla yayın yapmıyordu. O yıllarda öğrenci olayları, sağ-sol çatışmaları ülkede kaosun, endişe ve kargaşanın temelini oluşturuyordu. İletişim araçları bugünkü kadar çok olmasa da okuldan okula, sokaktan sokağa, gruptan gruba haberler uçurularak öğrenciler eylemlerini sürdürüyordu. Ülke yanan bir alev topuna dönmüştü adeta. Devamında 12 Eylül 1980 darbesi geldi ve ülkede hemen her şey değişti.
 
İletişim araçlarının çok çeşitlendiği günümüze bakacak olursak, bilhassa sosyal medyanın insanların hayatını yönlendirir konuma geldiği, görsel medyanın, yazılı basının, muhalefet ve iktidar yanlısı olarak bölündüğü, bunun da toplumsal bölünmüşlüğü derinleştirdiği görülmektedir. Medyanın, her ne konumda olursa olsun, toplum üzerinde çok etken olduğu bilinen bir gerçektir. Dolayısıyla iletişim yollarının ve medyanın çok çeşitlendiği günümüzde, kıran kırana bir toplumsal ayrışma yaşanmaktadır. Bu son derece yanlıştır ve toplum bilimcilerin bu durumun önlenmesi yönünde görev üstlenmesi kaçınılmaz olmuştur.
 
Son günlerde toplum neden bu kadar ayrıştı, kin ve nefret söylemleri neden tavan yaptı? Ortaya bir konu atılıyor, konunun içeriği çok önemli olmasa bile bakıyorsunuz sosyal medyada kılıçlar çekilmiş, seçmen tabanı birbirine düşmüş, tehditler, hakaretler, küfürler olmadık boyutlara uzanmış. Aynı şekilde televizyon kanallarında birbirine tahammül gösteremeyen bazı düşünce ve fikir önderlerinin hoşgörüsüz tartışmaları da toplumu germektedir. Bu görünüm ürkütücü ve toplumun ruh sağlığı açısından son derece sakıncalıdır.
 
Siyasetçilerin kullandığı dil toplumsal bölünmüşlüğün önde gelen nedenlerindendir. Halka saygının önemli kriteri olarak siyasette kötü üsluptan kaçınılması siyaset sanatını daha anlamlı kılar. Hakaret, gözdağı, bağırıp çağırmayla yapılan siyaset, topluma fayda getirmediği gibi toplumdaki huzuru alıp götürüyor, yerine birbirini sevmeyen, kin ve nefret duygusu taşıyan, ölmekten, öldürmekten bahseden grupları yaratıyor. Toplumun böyle bir noktaya gelmesi oldukça vahimdir ve o toplumun psikolojisini düzeltmek kolay değildir.  Bu şekilde derin bölünmüşlük, birbirini sevmemek, hatta yok etmekten bahsetmek son derece tehlikeli, riskli, düşündürücüdür. İç savaşın ayak seslerine doğru gider ki bu da Ortadoğu ülkelerinin kaderini paylaşmakla karşı karşıya getirir bizi. Temenni edilmez ama bu konuda çok dikkatli olmak durumundayız.  
  
Sosyal medyada sahte hesaplarla ortalığı provoke edenler ya da iktidardan yana durarak bana bir şey olmaz mantığıyla ortalığı tehdit duvarına çevirenler dikkatle takip edilmeli ve gereği yapılmalıdır. İktidar muhalefet arasında, siyasetin doğası gereği her daim tartışmalar, atışmalar olur. Önemli olan maksadı aşan konuşmalardan, kötü siyaset dilinden uzak durulmasıdır. Mesela iki lider birbirine sataşıyor, bakmışsınız seçmen düzeyinde bazıları mermileri, kör bıçakları gösteriyor karşılıklı. Bunlar doğru değil. Böyle kavga olmaz. Daha doğrusu seçmen düzeyinde siyasi kavga toplumsal bölünmüşlüğü derinleştirir, kaygı ve endişeyi artırır. Nihayetinde bugün böyle bir olumsuzluk yaratılmış bulunuyor. Bir an evvel bundan dönülmesi ülke ve toplum yararına olur. Siyasetçilerin toplumu daha kucaklayıcı, daha ılımlı, daha sevgi dolu mesajlar vermesi bu kötü gidişatın önüne geçebilir.
 
Sonuç olarak hiç istemediğimiz, arzu etmediğimiz toplumsal bölünmüşlüğümüz çare beklemektedir. Siyasetçiler, ülkeyi yönetenler ya da muhalefet edenler bunu görmek durumundadırlar.

 

YORUMLAR

  • 0 Yorum