Duygu Sucuka

Duygu Sucuka


3000 Metredeki Yazıgöl Yaylasında Yörük Zamanı

06 Temmuz 2020 - 22:53

Bolkar Dağlarının zirve platolarından Yazıgöl yaylasında, yemyeşildi her taraf. Ama 2017 yılında ilk gördüğümdeki ahenk ve kalabalık yoktu bu defa. Vefatlar veya başka yaylalara gitmeler olmuş.

 

Bolkar Dağları, Mersin Çamlıyayla ile Niğde Ulukışla arasında uzanan, Orta Toroslardaki sıradağların adıdır. Yazıgöl Platosu, Bolkar Dağlarının en yüksek ve yayla sezonu en kısa ömürlü olan, çok sayıda Yörük barındıran yaylasıdır. 

 

Daha önce iki kez Ulukışla tarafından değişik yollardan çıkmıştık bu platoya. Üçüncü çıkışımızda en zor olanını, Çamlıyayla tarafından çıkılan ve Yörüklerin kullandığı yolu denedik. 50 km uzunluğundaki yol yaklaşık üç saatte çıkılabiliyor. Kimi zaman 5-10, en fazla ise 30-40 km hız yapılabiliyor ancak. Stabilize, dar, çok virajlı, çok tırmanmalı yollar, derin vadiler, dik uçurumlarla oluşmuş zor dağ silsileleri içinde ancak arazi araçlarıyla gidilebiliyor. Tabi ki iyi araç kullanmak da gerekiyor. 

 

Yazıgöl mıntıkası ve Yaylası, Bolkar Dağlarının en yüksek platosunda bulunan aynı adlı buzul gölünden adını alıyor. Yaklaşık 2900 metre rakımda bulunan ve Yörük yaylası diye bilinen Yayla, besiciler için iyi bir mera durumunda. Ancak meranın ömrü en fazla bir buçuk ay. Karların erimesi, yolların açılması, yaylanın yeşermesi Haziran ayı ortalarından sonra oluyor ve Ağustos ayının ilk haftasına kadar yayla sezonu olabiliyor. Bazen de yakıcı rüzgârların esmesine göre, otlar daha erken sarardığı için meralar Ağustos ayı başlarında bitiyor. Ve yaylayı 40 günlüğüne kullanan Yörükler burayı terk ediyor. 

 

Bolkar Dağlarının Yazıgöl yaylasına 2017 yılında ilk kez dernek ekibimiz olarak kalabalık bir grupla çıkmıştık. İkinci çıkışımız 2019 Temmuzunda kardeşimle birlikte idi. Üçüncü kez ise 4 Temmuz 2020 günü ailece ve kardeşlerimle birlikte çıktık. İlk çıkışlarımız yayla sezonunun sonuna doğru olduğu için meralar sararmaya durmuştu. Ama bu defa sezonu başında yakaladık ve yemyeşil bir yaylayla karşılaştık. Erimiş ve erimekte olan karların ortama verdiği canlılık burada hayat var dercesine idi. 

 

Bolkarlara ilk gittiğimizde (2017) bizleri çadırında konuk eden ve kalabalık toplantımıza ev sahipliği yapan Yörük Ramazan’ın vefat ettiğini duyunca üzüldüm. Onun çadırının yeri eksik duruyordu sanki. Obadan eksilmeler olduğu dikkat çekiyordu. Çok daha fazla Yörük ailesinin olduğu Yazıgöl Yaylası 5-6 haneye düşmüştü bu defa. Bu azalmalarda vefat durumları, mera kiraları veya özel sebepleri düşünmek mümkündür. 

 

‘Cenupta Türkmen Oymakları’ kitabını yakın zamanda okumuştum. Yaklaşık 100 yıl önce yazılan kitap Yörük tarihine çok önemli biçimde ışık tutuyor. Bu dağları, yaylaları kimi zaman at sırtında, kimi zaman yürüyerek dolaşan yazar Ali Rıza Yalgın eserinde, o yıllarda buralarda binlerce çadır kurulduğunu, bu dağların çok verimli olduğunu, Yörük yaşamının önemini anlatıyor. 

 

Gel zaman git zaman Yörüklük bitmemiş ama azalmış. Gerek devletin onları önemsememesi gerekse Yörük ailelerinin çocuklarının değişen dünyaya ayak uydurmak istemesi ve zor yaşam şartları bu azalmada önem arz ediyor.

 

Son iki gidişimizde çadırına misafir olduğumuz Zeliha-Hüseyin Sülüc çifti bize Yazıgöl Yaylasını, buradaki Yörüklüğü anlattı. Onlarla sohbetimiz esnasında diğer çadırın sütü getirildi büyükçe bir bidonda. Bu arada Zeliha Hanım da sağdığı sütleri büyükçe bir bidonda topladı. Hepsini gölün kenarındaki aileye götüreceklerdi. ‘Değişik’ diyorlar bu alışverişe. Obanın veya birkaç ailenin koyunlarının sütleri bir ailede toplanıyor, o aile de peynir yapıyor. Sonra sıra diğer aileye geliyor. Böyle bir döngü içinde sütleri değerlendiriyorlar. Yaylada kalma süreleri çok uzun olmadığı için yanlarında taşıdıkları seyyar bataryalarla, çadırlarda elektrikli aydınlanma yapıyorlar. Hava oldukça serin, güneşli ve iyi havalarda bile soğuk rüzgârlar oluyor bazen, gündüzleri 15-16 derece, geceleri eksiye düşebiliyor. Etraftaki kar buzulları bile bunu anlatmaya yetiyor. Dolayısıyla buzdolabı ihtiyacı duymadan ürünlerini muhafaza edebiliyorlar.

 

Bolkar platolarındaki Yörükleri daha önce de anlatmıştım. Genellikle Karakoyunlu Yörüğü olup kışları Mersin, Tarsus civarında ikamet ediyorlar. Önemli bir sorunları Karaman’dan gelen Yörüklerle yaylayı paylaşma durumları idi. İlk toplantımızda Oba halkı, Atalarımızdan kalan bu yurtları biz 40 yıldır kullanıyoruz ama Karaman’ın Yörüğü geliyor ve buralar bizim diyor, bu yüzden de mera kavgası oluyor demişlerdi. Bu tür anlaşmazlıkların çözüm mercii devlettir. Yazıgöl, Mersin ili sınırları içindedir. 

 

Bolkarların zirvesi olan Medetsiz Tepesi tam karşımızda duruyor. Öyle bir plato ki burası, küçük bir ova sanki. Doğu yönünde biraz ilerlerseniz Aladağları, Orta Anadolu’yu, Hasan Dağını görürsünüz. 

 

Yaylada hırsızlık vs gibi herhangi bir tehlikenin olmadığı söylendi. Buralara kim gelebilir ki, bu yolları kim aşabilir ki hırsızlık olsun. En önemli tehlike geceleri sürüye kurt gelmesi imiş o da çok fazla değilmiş. Bir ara sürüye dadanan kurt 17 tane koyunu öldürmüş. Sonrasında bunu gören kuzgunlar (bir çeşit kartal) sürü halinde bir anda alçalıp hepsini yemişler. Akrep, yılan olmaz burada diyor Oba Yörüğü. Olması mümkün mü ki bu denli soğuk bir yaylada. Etrafta çok miktarda köstebek yuvası gibi kabarık topraklar ve delikler vardı. Fare yuvalarıymış bunlar. Bu dağlarda en çok gördüğümüz canlı ise kaçışan yer sincaplarıydı. 

 

Yazıgöl Yaylasına giderken önce Atoğlu Çeşmesi Bölgesi, sonra Büklü Boyun, sonra da Say Bölgesini geçip platoya geliyorsunuz. Zirvelere yaklaştıkça yollar zaman zaman farklı kollara ayrılıyor. Buralarda Yörük yaşamından başka hayat olmadığına göre ayrılan her yol bir Yörük obasına ya da çadırına gidiyor. Nihayetinde platoya varmadan önce de birçok yerde Yörük mekânı, koyun, keçi sürüleriyle karşılaştık. Buzul olan bir yerde bir kadın çocuğuyla geldi, elindeki güğüme (büyük su maşrapası) kar doldurmaya başladı. Belli ki kar eriyip su olunca onu kullanacak. 

 

Bu güzergâhta bir de arıcılık dikkat çekici düzeyde idi. Özellikle yol kenarlarında çok fazla arı kovanı vardı. Arıcılar da bakım yapıyordu.  

 

Yörüklerin olmazsa olmazı çoban köpekleridir. Sadık ve koruyucu biçimde her çadırın veya sürünün önünde otururlar ya da sürüyle birlikte giderler. Yabancı gördükleri zaman saldırabilir, kurt baskınlarını önleyebilirler. Dolayısıyla bu yaşamda çoban köpeklerinin önemini de atlamamak gerekir. 

 

Göç zamanını anlatıyor Hüseyin Sülüc. Göç başlayınca buradan Çamlıyayla yönünde giderlermiş. Vatandaşın araçla çıkamadığı, gidemediği yolları onlar yaya gidiyorlar. Sürüleriyle, yükleriyle, çoluk çocuklarıyla. Kimisi keçi besliyor bu obada kimisi koyun. Gece saat ikide yola çıkılır, sabah dokuz olana kadar yol alınır diyor. Bu yaşamı sürdürerek ülke ekonomisine katkı sağlayan bu vatansever emektar insanları ödüllendirmek gerekirken onların yaşamsal sorunlarına gerçek manada eğilmeyi bile gösteremiyoruz. Mesela; Geçtikleri yollarda haksız ceza ödemesinler, eğitim ve sağlık hizmetlerinden daha iyi faydalanmalarının plan programı daha iyi yapılsın, meralara çok cüzi bir kira bedelini devlete ödesinler, etraftaki hak etmeyen çevrelere, birliklere değil. Kartalların bile yuva yapmadıkları o zirvelere çıkarken kullandıkları tehlikeli yollar sık sık elden geçirilsin. Üretimleri çok kıymetli, dolayısıyla ürünleri için pazar oluşturulsun. Bunları defalarca yazdım ama tekrar yazıyorum çünkü onların zor yaşamları henüz kolaylaştırılmadı. 

 

4 Temmuz 2020 günü Yörük yaylası Yazıgöl’e yaptığımız zor seyahat sonucunda unutulmaz bir gün kaldı anılarımızda. Ve Yazıgöl Yörüklerinin bir kez daha yanlarında olduk destek olmak, seslerini duyurmak amacıyla.


 



 

YORUMLAR

  • 0 Yorum