Ahin GÜNEŞ

Ahin GÜNEŞ

Yaz Dostum

Çünkü; Yenilenler değil, pes edenler kaybeder…

02 Şubat 2020 - 03:33 - Güncelleme: 02 Şubat 2020 - 08:25

Son dönemde yazdığımız İsot Lobisi ile ilgili yazılarım sonrası, bizimle deyim yerindeyse cephe savaşına giren, kendilerince Urfa medyasındaki Donkişot'larını üzerimize salarak, amaçlarına ulaşacaklarını düşünen kimseler için, rahmetli dedem Maruf Güneş’ten,  bundan 40 yıl önce, 12 yaşındayken, dinlediğim Lafonten’e taş çıkartacak ibretlik bu öyküyü sizlerle paylaşarak köşe yazıma başlamak istiyorum.

Öykü bu ya; bir gün Aslan ile Tilki dost olurlar.  Dostlukları gittikçe derinleşir, öyle ki artık aslan her gün avlanır, avını tilki ile paylaşır.
Derken,  aradan geçen yıllar sonrasında, aslan tilkiye en az kendisi kadar güvenmeye başlamıştır artık…
Ve yine günlerden bir gün tilki, aslanın avladığı avı birlikte yerken, aslana döner “ Kardeş biz senle kaç yıldır dostuz şu avlarını nasıl yakaladığını bana anlatmadın” der.
Aslan gülümser ve “ Yarın ava çıktığımızda sana hepsini anlatacağım” der. Ertesi gün öğlene doğru aslan ve tilki gezinirken Zebra sürüsünü uzaktan görürler.  Aslan tilkiye döner “Nasıl avlandığımı merak etmiştin. Şimdi sana bu Zebra sürüsünden yakalayacağım avla anlatacağım” dedikten sonra tilkiye döner “Şimdi bendeki değişime ve yapacaklarıma çok iyi bak.”  Der ve ekler.
Aslan:
“Nefes alış verişime bak sık ve derin mi” ?
Tilki “Evet”
“Yeleme bak. Bığ bığ oldu mu?”
Tilki: “ Evet”
Aslan “Kuyruğum dimdik oldu mu”?
Tilki “Evet”
Aslan “ Gözlerim kan çanağına döndü mü?”
Tilki “Evet” dedikten sonra, Aslan bir atiklik ve hışımla Zebra sürüsüne dalar, gözüne kestirdiği bir Zebrayı önce bir pençe darbesi ile yere yıktıktan sonra, boynundan ısırıp çekerek tilkinin yanına getirir, bırakır. Ardından;
“Nasıl gördün mü?” der.
Tilki “ Evet gördüm”
Aslan” Öğrendin mi artık”
Tilki” Öğrendim” der. Sonra birlikte aslanın avladığı Zebrayı afiyetle yerler. Karınları doyar, uzanır, karın tokluğu ve rehavetle uyurlar.
Bir müddet sonra uyanırlar…
Tilki artık aslanın nasıl avlandığını öğrenmiş. Aslana ihtiyacının olmadığını düşünmeye başlamıştır…
Aslana döner “Kardeş, Allah senden razı olsun. Dost olduğumuz günden beridir. Hep sen avlandın. Benim avlanmama fırsat vermeden, avladığın tüm avlarını benle paylaştın. Bana güvendin… Ama benim kaç yıldır, aramadığım, sormadığım bir ailem var. Onlar gözümde tütüyor, iznin olursa artık ben senden ayrılıp aileme dönmek onlarla birlikte olmak istiyorum” der.
Aslan tilkinin bu söylemi karşısında duygulanır, içerlenir ama belli etmeden “Sende haklısın. Benim ailem yok. Madem senin ailen var onlara dönmen en doğal hakkın” der. Sonrasında sarılırlar. Duygusal biçimde, vedalaşırlar.
Tilki aslandan ayrılır, Ailesinin yanına gitmek üzere yola çıkar. Sonuçta tilkidir. Fıtratında vardır. Yolda kendi kendine söylenerek “ Aslana senlerce işi çözmek, bu işi öğrenmek için dostluk ettim. Yorulmadan karnımı doyurdum. Üstüne de nasıl avlanacağımı da öğrendim. Helal olsun bana, yine kurnazlığımı konuşturdum” diyerek yıllar önce bıraktığı ailesine doğru yol alır…
Ailesine ulaşır.  İlk gün onların kümesten aşırdığı tavukla yetinir. Ama tatmin olmaz. Onlara “Bu ne kaç tilkisiniz bir tavukla yetiniyorsunuz. Ben yıllarca aslanla dostluk ettim. Bundan çok daha fazla av eti yedim. Aslanın nasıl avlandığını öğrendim. Yarın ava ben çıkacağım görün av nasıl oluyor görün” diye çıkışır, hava basar… Gece uyurlar. Sabah olur, diğer tilkiler aslanın sayesinde karnı sürekli tok olan tilkiden önce uyanır. Dün söylediğini nasıl yapacağı konusunda merakla beklemeye başlarlar.
Öğlene doğru bizim tilki ancak uyanır.  Tesadüf bu ya uyandığında ilerde bir Zebra sürüsü geçmektedir. Onu bekleyen tilkilerden en genç olanı “Dün aslanla dostluğunu ve nasıl avlandığını öğrendiğini söylemiştin. Öğlen oldu geçiyor. Yeni uyandın. Seni beklediğimiz için hiç birimiz bir şey avlamadık. Açlıktan ölüyoruz, bir şey yemedik daha. Ne yapacaksın merakla bekliyoruz” diye ona çıkışır.
Bizim tilki uykudan yeni uyanmış olmanın mahmurluğu, genç tilkinin bu çıkışına olan kızgınlıkla ile de bir bahane bulmaya hazırlanırken, az ilerdeki Zebra sürüsü gözüne ilişir, hemen aklına aslanla zebra avı öncesi yaşanılanlar gelir. Sonra genç tilkiye döner Aslanın kendisine Zebra avı için söylediği cümleyi aynen söyler “Şimdi bendeki değişime ve yapacaklarıma çok iyi bak.”  Ardından  “Gel yanıma. Sorularıma cevap ver” diye çıkışır.
Bizim tilki:
“Nefes alış verişime bak sık ve derin mi” ?
Genç Tilki “Evet”
“Yeleme bak. Bığ bığ oldu mu?”
Genç Tilki: “ Evet”
Bizim tilki “Kuyruğum dik oldu mu”?
Genç Tilki “Evet”
Bizim tilki “ Gözlerim kan çanağına döndü mü?”
Genç Tilki  “Evet” dedikten sonra, bizim tilki bir atiklik ve hışımla Zebra sürüsüne dalar,  gözüne kestirdiği bir Zebraya saldırır. Gözüne kestirdiği o zebranın bir fiskesi ile havada savrulur, genç tilkinin önüne düşer. Genç tilki ne olduğunu anlamaya çalışarak, şaşkın ve hayretler içinde bir eda ile ona bakar “Ne oldu şimdi.” Diye sorar.  Zebranın vurduğu fiske ile beli kırılmış yerde yatan aslanın dostu bizim tilki, belinin kırıldığının farkında dahi olmadan pişkin pişkin “Bana yardım et. İyileşip aslan dostuma gidip sorayım. Çünkü onu hiç akıl edemedim, saldırırken, sürüye sağdan mı, yoksa sol dan mı saldırmak lazım” der. Derin bir nefes alır. Ama aldığı nefesi veremeden, aldığı o ölümcül fiske yüzünden oracıkta can verip ölür…
 
Evet, Aslan ve Tilki içerikli öykümüz böyle bitiyor.
Benim öykümün nasıl biteceğinin hiçbir önemi yok.  Asıl, önemli olan başta, gerek, halkın oyları ile seçilmişlerin ve gerekse, sarı zarfla bu şehre hizmet etmeye gelmiş olan atanmışların öykülerinin bu şehirde nasıl biteceğidir.
Zira ne demişti nur içinde yatsın Kazancı Bedih bir türküsünde “ Cihana sığmamışken, bir mezara sığdı İskender…” yani bir gün herkes o mezara sığacak…
Sonuç olarak sadece Urfa’nın değil, Dünya’nın neredeyse 3 milyar yıllık tarihi bu tür Tilkilerin ibretlik öyküleri ile doludur.
Arkamdan “Urfanın en dürüst, en cesur, tarafsız gazetecisi. Bizden bir talebi olmadı ki. Destek verelim”  diyen başta belediye başkanları, milletvekili, şirket, işletme sahibi, bu şehrin atanmış bürokrat ve sivil toplum kuruluşu başkanlarına… Şunu söylemek istiyorum.
“Topunuzun canı cehenneme. Sizler ancak size şantaj yapan, pozitif eleştirmeyen, yağcı,  yalakaları görür onlara destek verirseniz… Çünkü hepiniz, öykümüzdeki tilkinin fıtratına sahipsiniz…”
Allah beni ve benim gibi düşünenleri bugüne kadar olduğu gibi bundan sonra da sizlere muhtaç etmesin…

 
NOT:
İSOT Lobisi ve aveneleri ile dansımız bitmedi daha. Sadece son iki aydır, sağlıkla ilgili ağır sorunlarımdan dolayı yazılarıma istemeden de olsa belli bir süre ara verdim o kadar.
Ne  bu rahatsızlığıma ne de başta İSOT lobisi olmak üzere beni, onların ve kendi çıkarları uğruna satan canım dediklerime, kısaca hiç bir şeye eyvallah etmeyeceğim. Nefesimin son anına kadar, özellikle çocuklarıma gurur duyacakları bir isim bir geçmiş bırakmak adına mücadeleme devam edeceğim.
Allah’a and olsun ki, Topal Karıncanın Hac yolunda söylediği cümle misali, hem sağlığımla ilgili hem de İSOT Lobisi ve avenelerini alt etmek, gerçek yüzlerini ortaya çıkarmak için mücadeleme devam edeceğim…
Çünkü; Yenilenler değil, pes edenler kaybeder…

Hayatı doğruları ve Urfa’yı çıkarsız sevenlere en içten saygılarımla
 
 

YORUMLAR

  • 0 Yorum