Biz bu konuyu ilk defa İbrahim Özyavuz’a iletiyoruz!
Akçakale’nin sahibi kim? Milletvekilleri mi, belediye başkanları mı, sivil toplum örgütleri mi… Yoksa gerçekten sahada gördüğümüz gibi, her meseleye dokunmaya çalışan İbrahim Özyavuz mu? Bazen insan gerçekten hayret ediyor… Bu kadar mı kopulur halktan? Bu kadar mı görmezden gelinir bir şehir? Akçakale İlçe Kütüphanesi için basit bir cihaz talebinde bulunduk. Ne milyarlık ihale istedik, ne de büyük bir yatırım… Sadece köy çocuklarının faydalanacağı küçük ama önemli bir ihtiyaç. Yazdık. Aradık. Danışmanlara ilettik. Ama sonuç? Koca bir sessizlik. Muhatap: Hikmet Başak Bir milletvekili düşünün… Kendisine talep iletiliyor ama cevap verme zahmetinde bile bulunmuyor. Olumlu demiyorsun, anlarız. Olumsuz de, onu da anlarız. Ama hiç konuşmamak ne demek? Bu durum ister istemez şu soruyu doğuruyor: “Vatandaş muhatap alınmıyor mu?” Buradan açıkça soruyoruz: Akçakale’de yaşayan insanlar bu ülkenin vatandaşı değil mi? Köydeki öğrenciler bu devletin evladı değil mi? Yoksa bazı yerler sadece seçim zamanı hatırlanıp, sonrasında unutulan yerler midir? Elbette sahada istisnalar da var… Sorunlara kulak veren, ulaşılabilir olan, çaba gösteren isimler olduğunu görüyoruz. Ama mesele zaten bu farkın bu kadar belirgin hale gelmesi. Sayın Recep Tayyip Erdoğan’a da buradan sormak gerekir: Liste yapılırken neye bakılıyor? Liyakata mı? Halka yakınlığa mı? Yoksa başka dengelere mi? Çünkü sahadaki tablo şunu söylüyor: Vatandaş konuşuyor… Ama bazı temsilciler sessiz kalıyor. Ve bilinmelidir ki; En tehlikeli kopuş, işte bu sessizliktir. Bugün küçük bir kütüphane talebine cevap verilmiyorsa, yarın daha büyük sorunların da görmezden gelinmesi kaçınılmaz olur. Ey Akçakale halkı… Siz talep etmeye devam edin. Ama şunu da unutmayın: Sessizlik bazen en net cevaptır.